<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Moda ve Kadınlar,Abiye Modelleri,Ayakkabı Modelleri,Kadın Sağlığı,Magazin,Gelinlik Modelleri ve Dahası &#187; Kadın Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.modavekadinlar.com/category/kadin-sagligi-cinsellik-ve-kadin-sagligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.modavekadinlar.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 20:29:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Çocuklarda gecikmiş dil ve konuşma</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/cocuklarda-gecikmis-dil-ve-konusma.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/cocuklarda-gecikmis-dil-ve-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 20:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda dil hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda geç konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda konuşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6693</guid>
		<description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan’a göre çocuklarda gecikmiş dil ve konuşma çocuğun yaşından beklenen düzeyde dil ve konuşma gelişimi gösterememe durumudur.
Gecikmiş dile sahip çocukların büyük bir bölümü, konuşmaya ve dil becerilerinin kullanımına geç de olsa başlar, dil gelişimi sürer ve sonunda normal dil gelişimini gerçekleştirebilir. Dil gelişimi gecikmeli de olsa normal dil gelişimini izler. Ancak, dil sorunu ise tamamen farklı bir durumdur. Dil sorunu dendiğinde, dili anlama ve kullanma becerilerinde, ayrıca dili oluşturan elemanların gelişiminde çocuklarda normal dil gelişiminden hız, nicelik ve nitelik olarak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6694" title="cocuklarda-geciken-konusma-300x181" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/02/cocuklarda-geciken-konusma-300x181-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan’a göre çocuklarda gecikmiş dil ve konuşma çocuğun yaşından beklenen düzeyde dil ve konuşma gelişimi gösterememe durumudur.<br />
Gecikmiş dile sahip çocukların büyük bir bölümü, konuşmaya ve dil becerilerinin kullanımına geç de olsa başlar, dil gelişimi sürer ve sonunda normal dil gelişimini gerçekleştirebilir. Dil gelişimi gecikmeli de olsa normal dil gelişimini izler. Ancak, dil sorunu ise tamamen farklı bir durumdur. Dil sorunu dendiğinde, dili anlama ve kullanma becerilerinde, ayrıca dili oluşturan elemanların gelişiminde çocuklarda normal dil gelişiminden hız, nicelik ve nitelik olarak farklılık ve yetersizlik göstermesi durumudur.</p>
<p>Çocuklar dili erken dönemde kazanmakta ve yaşamın ilk 3-4 yılı içerisinde bebek dilinden yetişkin diline geçiş yapmaktadır. Çocukların dil edinimindeki hızları ve kolaylıkları bireysel farklılıklardan etkilenir yani dil edinim sürecinin hızı çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Görülen bireysel farklılığın sebepleri ise çocuğun, ona gelen bilgileri organize etme biçimi ve çevresel faktörlerdir.</p>
<p>Bilişsel organizasyon; çocukların çevrelerinden aldıkları bilgileri organize etme biçimlerindeki farklılıklardır. Oyuncaklarla daha fazla ilgilenen çocuklar nesnelere ait daha fazla adlandırma; yetişkinlerle daha fazla zaman geçiren çocuklar kişilere ve sosyal sözcüklere ait daha fazla adlandırma yapabiliyorlar.</p>
<p>Çevresel faktörler ise çocukla etkileşime giren anne yada yakın çevrenin kullandığı dil ile bu dili ve etkileşim stillerini kullanma biçimlerinin oluşturduğu bağlam dilsel ortamı oluşturur. Anne/ bakıcı çocukla yaptığı karşılıklı sohbet stillerinde de bireysel farklılıklar vardır. Kimi anneler çocuklarıyla zaman geçirirken daha fazla nesnelere ait soru sorar yada onları adlandırır. Bu da çocukların sözcük dağarcığının gelişmesine olumlu katkı sağlar. Ancak bazı çocuklarda bunlara rağmen dili işleme, geliştirme yeteneği çeşitli nedenlerle yavaş olabilir , bu da dil gelişiminde sorun olduğunun göstergesi olabilir.</p>
<p>Gecikmiş Dil ve Konuşma Nedenleri:</p>
<p>* Medikal faktörler,<br />
* Sosyal ve çevresel faktörler<br />
* Zihinsel engel<br />
* Duyusal-Algısal gelişme bozuklukları<br />
* Beyin travmaları<br />
* Nedeni bilinmeyen<br />
* Otizm<br />
* Özgül dil bozukluğu<br />
* Çok dillilik (bilingualizm/multilingualizm)<br />
* Genetik<br />
* Cinsiyet</p>
<p>Gecikmiş Dil ve Konuşmanın Özellikleri:</p>
<p>Sınırlı konuşma<br />
* Hiç konuşmamaktan çok zor anlaşılabilen birkaç sözcük söyleme arasında değişiklik gösteren konuşmadır.<br />
Yetersiz sözcük dağarcığı<br />
* Akranlarına göre daha az sözcük bilirler. “ben, benim” gibi zamirleri 3 yaşına geldiklerinde kullanamıyor olabilirler.<br />
Gecikmiş cümle kurma<br />
* Kendi istek ve gereksinimlerini cümle yada sözle anlatma yerine jest, mimik ve diğer işaretlerle anlatmayı tercih etmedir.<br />
Dikkat, dinleme ve ilgi azlığı<br />
* Başkalarının konuşmalarına dikkat etmez, ilgi göstermez, dinlemez.<br />
Hızlı konuşma<br />
* Konuşmaları, hızlı ve anlaşılmaz ses ve ses birleşmelerinden oluşur.<br />
İşaret ve vücut dili kullanımı<br />
* İsteklerini, duygularını doğrudan beden işaretleriyle belli eder. Bazen işaret eder yada ebeveynlerini çekiştirerek, ellerinden tutarak isteklerini olana kadar işaret ederler.<br />
Kendilerini izole etme<br />
* Toplumdan, çevreden, akranlarından uzak durabilir.<br />
Artan hırçınlık<br />
* Daha çabuk ağlama, oyuncaklarını atma, kırma, çevresindekilere vurma gibi hırçın davranışlar gözlenebilir.</p>
<p>Anne ve babalar çocuklarının dil gelişimlerine destek olmalıdır.</p>
<p>Bunun için yapabilecekleri aşağıda anlatılmıştır:</p>
<p>Çocuğunuzla konuşun<br />
* Mümkün olduğu her zaman çocuklarıyla konuşmalılar. Çocuklar sevdikleri faaliyetler, arkadaşları, oyuncakları, vs hakkında konuşmayı severler. Çocuğun sevdiği şeylerden oluşan kartlar yapıp oyun oynayabilirler. Çekilen her bir kart hakkında konuşabilirler.</p>
<p>Konuşması için fırsatlar yaratın<br />
* Seçenekler sunun. Örneğin “Hangi elbiseni giymek istersin? Kırmızı olanı mı, mavi olanı mı?” gibi.</p>
<p>Doğru işitsel girdiler sağlayın<br />
* Üretimi hatalı olduğunda düzeltmeyin, sadece doğrusunu söyleyerek tekrar edin. Örneğin çocuğunuz “/tapı at/” dedi; siz “/kapı aç/” diyerek doğrusunu söyleyin.</p>
<p>Konuşma çabalarını ödüllendirin<br />
* Size bir şey söylediğinde onu dinleyin</p>
<p>Soru sorduğunda baştan savmayın<br />
* Soru sorduğunda soruları iletişimi geliştirmek, diyalog kurmak için cevaplayın ve siz de yeni sorular sorun.<br />
Ç: “Anne, yağmur mu yağıyor?”<br />
A: “evet, yağmur yağıyor. Yağmur yağdığında yanımıza ne alırız?” gibi</p>
<p>Çocuğunuzu dinleyin<br />
* Çocuğunuz sizinle konuşmaya çalıştığında göz kontağı kurun, onu can kulağıyla dinleyin ve çocuğun anlatmaya çalıştığı konu ile ilgilenin.</p>
<p>Çocuğunuzun söylediklerine tepki verin<br />
* Eğer çocuk “elmayı çok severim” derse, A/B “Ben de severim. Hangi elmayı seversin?” gibi konuşmaya teşvik edici tutum içerisinde olun.</p>
<p>Yaptıklarınız hakkında konuşun<br />
* Hem çocuğunuzun hem de kendinizin yaptığınız şeyin ne olduğu ile ilgili konuşun.</p>
<p>Hikayeler anlatın<br />
* Çocuğa hikaye kitabından bir hikaye veya çocuğunuza geçmişte olmuş ya da yakın gelecekte olacak şeyler hakkında hikayeler anlatabilirsiniz.</p>
<p>Çocuğun gelişim seviyesine uygun sözcükler kullanın<br />
* Yeni sözcükler ya da çocuğun anlaması zor olan sözcükler kullanın.</p>
<p>Bebişler Editörü: Billur Uyar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/cocuklarda-gecikmis-dil-ve-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevsimine göre sağlık</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/mevsimine-gore-saglik.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/mevsimine-gore-saglik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 18:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAĞLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık ve güzellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6591</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların tüm hayatları takvimlere göre düzenlenir. Tatiller, işler, temizlikler gibi bizde bu önemli günlerin arasına sağlığıda sıkıştırmayı düşündük. Sağlıkta takvim uygulaması hem düzenli hemde yılın tüm aylarında sağlıklı olmamızı sağlar.
OCAK
Yılın ilk ayı. Başka bir deyişle yeni başlangıçlar yapmanın, önemli kararları uygulamaya başlamanın tam zamanı. Hadi, siz de kesin kararınızı verin ve sigara içmekten vazgeçin. Son zamanlarda tüm dünyada sigaraya karşı etkili bir kampanyanın sürdürüldüğünü biliyoruz. Gelin bu kampanyaya kulaklarınızı tıkamayın.
Ocak ayı, sigarayı bırakmak için yılın en uygun, en anlamlı dönemi. Yapılan araştırmalar, ocak ayında sigaradan vazgeçmeye karar verenlerin bu girişimlerinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6592" title="saglik08" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/saglik08-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Kadınların tüm hayatları takvimlere göre düzenlenir. Tatiller, işler, temizlikler gibi bizde bu önemli günlerin arasına sağlığıda sıkıştırmayı düşündük. Sağlıkta takvim uygulaması hem düzenli hemde yılın tüm aylarında sağlıklı olmamızı sağlar.<br />
<strong>OCAK</strong></p>
<p>Yılın ilk ayı. Başka bir deyişle yeni başlangıçlar yapmanın, önemli kararları uygulamaya başlamanın tam zamanı. Hadi, siz de kesin kararınızı verin ve sigara içmekten vazgeçin. Son zamanlarda tüm dünyada sigaraya karşı etkili bir kampanyanın sürdürüldüğünü biliyoruz. Gelin bu kampanyaya kulaklarınızı tıkamayın.</p>
<p>Ocak ayı, sigarayı bırakmak için yılın en uygun, en anlamlı dönemi. Yapılan araştırmalar, ocak ayında sigaradan vazgeçmeye karar verenlerin bu girişimlerinde çok başarılı olduklarını gösterdi. İster ocak ayının kerameti deyin, ister yeni bir başlangıç yapmanın kararlılığı deyin, ama ortada bir gerçek var: Ocak ayında sigaraya veda edenler, bir daha ellerine sigara almıyorlar.</p>
<p>Bu arada sigara dumanıyla gözgözü görmez hale gelmiş kapalı salonlardan, barlardan da uzak durun. Tabii bu ay, soğukalgınlıklarına karşı da tedbirli olmanız gerekiyor. C vitamini takviyesini sakın unutmayın. Her sabah bir bardak portakal suyu içmeyi alışkanlık haline getirin. Ocak ayının sağlık takviminde, sağlığınızı korumaya daha fazla özen göstermeniz vurgulanıyor.</p>
<p><strong>ŞUBAT</strong></p>
<p>‘Cüce Şubat’ın ne gibi sürprizler yapacağı belli olmaz. Ülkemizde genellikle soğuklar, şubat ayında şiddetlenir. Biraz da ilkbahara duyulan özlemin verdiği sabırsızlıkla, şubatı biran önce atlatmak isteriz.</p>
<p>Mutlaka farketmişsinizdir, kış aylarında daha çok acıkırız ve karnımızı doyurmamız daha zor olur. Vücut, daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğu için, bu dönemde sindirimi zor olsa da tok tutan yiyeceklere ağırlık verilir. Özellikle karbohidrat içeren besinler sofraları süsler.</p>
<p>Şubatta, şu karbohidratlı besinler meselesini ele alın. Ağır karbohidratlı yiyeceklerden vazgeçin. Tahıl ürünleri, kuru fasulye, mercimek, börülce, nohut gibi yiyecekler, sebve ve meyve ağırlıklı bir beslenme programını uygulayın. Şubat ayında, beslenme alışkanlıklarınızdaki hataları düzeltmeye çalışın. Zararlı karbohidratlardan uzak durmanız, kışı daha sağlıklı atlatmanızı sağlayacak.</p>
<p><strong>MART</strong></p>
<p>Karanlık ve kasvetli kış günlerinden sonra Mart ayında güneşi görmeye başlayacaksınız. ‘Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır’ derler ve Mart güneşine aldanmanın yanlış olduğunu iddia ederler. Mart ayında soğuklar devam etse de, hem günler uzayacak, hem de güneş sık sık gökyüzünden size kendini gösterecek. Bu günleri iyi değerlendirin.</p>
<p>Fırsat buldukça açık havada yürüyüşler yapın. Bahara dinç ve güçlü girmek için mart ayında vücut egzersizlerine ağırlık verin. Kış aylarında istemeden de olsa, belki kilo aldınız. Fazla kilolardan kurtulmak için yılın en uygun dönemindesiniz. Bu ay, bahar yorgunluğuna karşı da hazırlıklı olmalısınız.</p>
<p><strong>NİSAN</strong></p>
<p>Nisan ayı, genellikle yağışlı geçer ama yağmur bulutlarının arasından güneş yüzünü gösterince de yüreğinizi yaşama sevinci sarar. Karamsarlıktan kurtulmanın tam zamanı.</p>
<p>Bu arada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz. Mart ayında fazla kilolardan kurtulmayı başarmış olabilirsiniz. Ancak şimdi vücudunuzu dikkatle inceleyin ve bel bölgesinde bir fazlalık olup olmadığını araştırın.</p>
<p>İnce vücutlu olsanız bile belde kalınlaşma, hafif bir göbek vücudunuzda zararlı yağların biriktiğine işarettir. Zararlı yağların bel bölgesinde toplandığı belirtiliyor.</p>
<p>Kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma tehlikesinin bir habercisi de bu yağ birikimi. Nisan ayında özellikle bel ve karın jimnastiği yapmanız, beslenme düzeninizi yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor.</p>
<p><strong>MAYIS</strong></p>
<p>Cinsel hayatınıza çeki düzen vermek için Mayıs ayını tercih edin. Baharın bu en güzel ayında, yeni aşklara kendinizi hazır hissedebilirsiniz. Cinsel dürtülerin hızlandığı bu dönemde, cinsel hastalıkların da arttığını unutmayın.</p>
<p>Bu ay, kendinizi yenilemek için elinize geçen fırsatları değerlendirin. Bu ayın en önemli sorunları, sindirim sisteminde ortaya çıkabilir.</p>
<p>Gerekirse bir doktora görünüp sindirim sisteminizi rahatlatacak önlemler alabilirsiniz. Eğer geçmişti sindirim sisteminizde sorunlar yaşadınızsa, mayıs ayında bu sorunların tekrar ortaya çıkması ihtimali fazladır. Bu nedenle, daha önce uyguladığınız perhize baş vurmanızda fayda var. Bu ay, sindirim sisteminizi korumaya özellikle çok önem vermelisiniz.</p>
<p><strong>HAZİRAN</strong></p>
<p>Hiç oyalanmadan, vakit kaybetmeden bir sağlık kontrolünden geçin. Tatile çıkmadan önce, bir check-up yaptırmanız gerekiyor. Sağlığına önem veren herkesin, hiç değilse bir doktora görünüp genel bir muayeneden geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Tatilinizin zehir olmaması ve de kendinizi göz göre göre hasta etmemeniz için biraz fedakarlık yapmayı göze almak zorundasınız.</p>
<p>Özellikle orta yaşlı kadın ve erkeklerin, yazın nimetlerinden yararlanmaya başlamadoan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeleri gerekiyor. Hemen yüzünüzü buruşturup, kaşlarınızı çatmayın. Sıradan bir check-up için fazla zaman harcamanıza gerek yok. Kan ve idrar tahlili, bir kaç araştırma ile bu mesele halledilir.</p>
<p><strong>TEMMUZ</strong></p>
<p>Tatil döneminin bu en güzel ayında yapmanız gereken ilk iş, cildinizin durumunu kontrol ettirmek olmalı. Deri kanserlerinin özellikle temmuz ayında ortaya çıkması bir rastlantı değil. Yaz sıcaklarının çekiciliğine kapılıp, güneş banyolarını artırınca, bilmeden kendinizi tehlikeye atabilirsiniz. Derinizdeki benler önceleri iyi huylu olabilir, ama birdenbire güneşle temas edince özellikleri değişebilir. Bu ay, lütfen cildinizin bakımına, sağlığına özen gösterin. Aşırı sıcaklarda, kan basıncınızı ölçtürmeyi de ihmal etmeyin. Vücudunuzun susuz kalması ihtimaline karşı önlem alın.</p>
<p><strong>AĞUSTOS</strong></p>
<p>Ağustos sıcaklarında kent içinde kalmak, kalp hastalıkları açısından tehlike yaratabilir. Yaz ortasında, öncelikle ruhsal sağlığınızı korumak için önlemler almalısınız. Yılın bu en sıcak ayında, stresten uzak kalmaya çalışmalısınız. Yaşadığınız çevreden uzakta geçireceğiniz bir kaç gün, sizi rahatlatır. Depresyon, panik atak gibi sorunlar, ağustos ayında ortaya çıkabiliyor. Önceleri ruhsal sorunlar yaşamış olanların da, bu ay çok dikkatli davranmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>EYLÜL</strong></p>
<p>Sürekli aynı tempo içinde yaşamanın zararlı etkileri, vücudunuzda da kendini göstermeye başlar. Sonbaharın bu ilk ayında, tıpkı ilkbaharın başlangıcında olduğu gibi açık hava sporlarına ağırlık vermelisiniz. Ama bu ay, daha önce denemediğiniz sporları denemenizde yarar var. Vücudunuzun kasları sürekli aynı hareketleri yapmaktan yorulur. Bu nedenle eylül ayında farklı egzersizler yapmayı deneyin. Joging yapıyorsanız, yürüyüşü deneyin. Tenis oynuyorsanız, bu kez de voleybolu tercih edin. Değişik sporlarla vücudunuzun dinginliğini koruyacaksınız.</p>
<p><strong>EKİM</strong></p>
<p>Ekim ayı, sağlık açısından sonbaharın en tehlikeli dönemidir. Hava serinlemeye hatta soğumaya başladığı için grip, soğuk algınlıkları, bronşit, boğaz ağrıları ve enfeksiyon hastalıkları sırada bekler. Bu hastalıklara yakalanmamak için öncelikle bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerekiyor. C vitamini içeren meyve ve sebzeler sofranızdan hiç eksik olmamalı. Bağışıklık sistemini güçlendirici besinlerle kendinizi koruyabilirsiniz. Yeşil ve siyah çayın bağışıklık faydalı olduğunu unutmayın.</p>
<p><strong>KASIM</strong></p>
<p>Sağlığınızla ilgili planlar yapmanın tam zamanı. Sağlık sigortanızı yenileyeceksiniz. Bu arada genel bir sağlık kontrolundan geçmeyi ihmal etmeyin. Hava koşullarındaki değişiklikler, özellikle kalp ve akciğer hastalıklarına davetiye çıkarır. Kışa girmeden önce, sağlık durumunuzun incelenmesi, kış aylarında büyük sorunlarla karşılaşmanızı önleyebilir. Bu arada depresyon riskini de gözardı etmeyin. Vücudunuz değişen hava koşullarına uyum sağlayıncaya kadar, bazı sorunlarla karşılaşmanız kaçınılmaz.</p>
<p><strong>ARALIK</strong></p>
<p>Her şeyden önce strese karşı önlem almalısınız. Kış mevsiminin başında kendinizi aşırı derecede yorgun hissedebilirsiniz. Bu ay, bünyenizi kuvvetlendirmek için vitamin takviyesine ağırlık vermelisiniz. Kış koşullarının pek çok kişinin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği biliniyor. Güneşin yüzünü çok seyrek göstermesi, özellikle kadınlarda karamsarlığa neden olur. Bu yüzden soğuk kış günlerinde, güneşi görür görmez kısa süre de olsa açık havada dolaşmalısınız. Sinir sisteminizi kontrolden geçirtmeyi de unutmayın. Kış başında ruh ve beden sağlığınızda önemli değişiklikler yaşayabilirsiniz. Bu nedenle bir sorununuz olunca, zaman kaybetmeden doktorunuza başvurun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/mevsimine-gore-saglik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oturuş bozukluğu ve sağlığa etkileri</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/oturus-bozuklugu-ve-sagliga-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/oturus-bozuklugu-ve-sagliga-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 15:16:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ofis çalışanları]]></category>
		<category><![CDATA[oturmak]]></category>
		<category><![CDATA[oturuş bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sırt ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6569</guid>
		<description><![CDATA[Oturuş bozuklukları sonrasında oluşan vücut uyumsuzluğu hastalıkları hem hastayı çok rahatsız ediyor hemde vücudu büyük oranda hırpalıyor. Bu yazının devamını okuyarak sizde bu konu bilgi sahibi olabilirsiniz.
Bazı mesleklerde özellikle masa başında, bilgisayar kullanma gereği olanofis çalışanlarında duruş, oturuş bozukluklarına bağlı olarak vücuttaki uyum kayboluyor. Yıllar içinde bir tarafta ki kas gurupları fazla çalışarak güçleniyor ve vücudun diğer tarafına göre daha aktif hale geliyor. Bu da çadır direğinin bir tarafa doğru eğilmesine yol açıyor. Doğal olarak hareketli olan omurlar eğildikleri taraftaki yastıkçığa baskı yapıyor. Bu baskı sonucunda yastıkçığın içindeki sıvı diğer tarafa doğru yönelerek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6570" title="10" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/10-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Oturuş bozuklukları sonrasında oluşan vücut uyumsuzluğu hastalıkları hem hastayı çok rahatsız ediyor hemde vücudu büyük oranda hırpalıyor. Bu yazının devamını okuyarak sizde bu konu bilgi sahibi olabilirsiniz.</p>
<p>Bazı mesleklerde özellikle <strong>masa başında</strong>, bilgisayar kullanma gereği olan<strong>ofis</strong> çalışanlarında duruş, oturuş bozukluklarına bağlı olarak vücuttaki <strong>uyum kayboluyor</strong>. Yıllar içinde bir tarafta ki kas gurupları fazla çalışarak güçleniyor ve vücudun diğer tarafına göre daha aktif hale geliyor. Bu da çadır direğinin bir tarafa doğru eğilmesine yol açıyor. Doğal olarak hareketli olan omurlar eğildikleri taraftaki yastıkçığa baskı yapıyor. Bu baskı sonucunda yastıkçığın içindeki sıvı diğer tarafa doğru yönelerek duvarını tahrip etmeye başlıyor. Zaman içinde bu tahribat duvarın delinmesine ve sızıntının çıkmasına sebep oluyor. Hemen yanından geçen damar ve sinirlere baskı yapıyor. Bu tahribat o bölgede ödem dediğimiz sıvı toplanmalarına da sebep oluyor. Tüm bu oluşumlar hem boyunda, hem sırtta, bazen de belde şiddetli ağrılara sebep oluyor. Bazen kulak çınlamalarına, uğultulara hatta baş dönmelerine sebep oluyor. Boyun düzleşmesi denilen yapısal bozuklukta oluşabiliyor. Bazen özellikle boyun problemleri kronik kabızlıklara bile sebep oluyor.</p>
<p><strong>İLAÇSIZ TEDAVİ</strong></p>
<p>Bütün bunlara maruz kalan ofis çalışanları, bilgisayar kullanıcıları, masa başı iş yapanlar kendilerini ilaçlara mahkum ve çaresiz hissetmemeli. Akupunktur ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Hikmet Gülaçtı; akupunktur bu konuda imdada yetişecek yetenekte bir tedavi metodudur” diyor.</p>
<p>Vücudun kendi kendini tamir etme yeteneğini harekete geçirerek zaten bünyesinde bulunan kas gevşeticileri, ağrı kesicileri ( vücuttaki morfin yani endorfini) salgılattırarak hem ağrıyı kesip rahatlığı sağlıyor, kortizon üretimini artırarak tahrip olmuş bölgedeki ödemi uzaklaştırıp, dokuya olan baskının ortadan kalkmasına ve yara iyileşme mekanizmasının harekete geçmesiyle yeniden doku iyileşmesi sayesinde onarım sağlıyor.</p>
<p>Böylece yıllar içinde tahrip olmuş doku yavaş yavaş eski sağlığına kavuşuyor. Boyun, sırt ve bel problemleri için akupunktur tedavisi mantıklı bir tedavi olarak ilk düşünülmesi gereken bir olgudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/oturus-bozuklugu-ve-sagliga-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Bu Hastalıktan Utanıyor!</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/kadinlar-bu-hastaliktan-utaniyor.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/kadinlar-bu-hastaliktan-utaniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 15:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genital hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[herpes]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uçuk virüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6566</guid>
		<description><![CDATA[Genital herpes hastalığının belirtilerinin kaşıntıyla ortaya çıkıyor. Namık Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Remzi Abalı, genital herpes hastalığının ağızdaki uçuk virüsünün genital bölgedeki hali olduğunu, hastalığın belirtilerinin kaşıntıyla ortaya çıktığını söyledi.
Hastalığın ilerleyen dönemlerinde baş ağrısı, halsizlik, kasıklarda şişlik, kızarıklık ve ilerleyen zamanda içi su dolu kabarcıklarla belli olduğunu ifade eden Abalı, &#8221;Kabarcıklardan sonra ise ağrılı yaralara dönüşüyor. Bağışıklık sisteminde bozuklukluk olan hastalarda belirtiler daha sık görülebilir&#8221; diye konuştu.
Genital herpese yakalanan hastaların yüzde 60&#8242;ının teşhis edilemediğini belirten Abalı, sigara, alkol, güneş ışığına ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6567" title="9" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/9-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Genital herpes hastalığının belirtilerinin kaşıntıyla ortaya çıkıyor. Namık Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Remzi Abalı, genital herpes hastalığının ağızdaki uçuk virüsünün genital bölgedeki hali olduğunu, hastalığın belirtilerinin kaşıntıyla ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>Hastalığın ilerleyen dönemlerinde baş ağrısı, halsizlik, kasıklarda şişlik, kızarıklık ve ilerleyen zamanda içi su dolu kabarcıklarla belli olduğunu ifade eden Abalı, &#8221;Kabarcıklardan sonra ise ağrılı yaralara dönüşüyor. Bağışıklık sisteminde bozuklukluk olan hastalarda belirtiler daha sık görülebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Genital herpese yakalanan hastaların yüzde 60&#8242;ının teşhis edilemediğini belirten Abalı, sigara, alkol, güneş ışığına fazla maruz kalma ve stresin hastalığı tetiklediğini bildirdi.</p>
<p>Hastalığın lezyonlarının (herpes yaraları), hastalığa yakalananların omuriliklerine yerleştiğini ve bu bölgede sessiz kaldığını anlatan Abalı, şöyle konuştu;</p>
<p>Bu hastalığa bir kez yakalandığınızda ömür boyu vücuttan atamazsınız. Sadece sinir köklerinde sessiz kalıyor. Türkiye&#8217;de bayanlarda yüzde 5 olarak belirlenen bu hastalık giderek artıyor. ABD&#8217;de bu oran yüzde 20&#8242;lerde seyrediyor.</p>
<p>Genital herpes hastalığı çok yaygın ve kolay bulaşan önemli bir hastalıktır. Maalesef kadın hastalarımız bu hastalığı söylemekten çekiniyorlar. Hastalık belirtileri olanlar bunu basit bir hastalık gibi görmesin. Bu lezyonları hastalarımız gözle göremeyebilir ve ciddi problemlere neden olabilir. Yaraları, olduğu dönemde görmek önemli. O dönemde zaman kaybetmeden doktora gelinmeli. Bu yaralar 7 ile 10 gün arasında oluşmakta ve daha sonra kaybolmaktadır.</p>
<p>Kadın hastaların gebelik döneminde genital herpese dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Abalı, bu hastalığın dikkat edilmemesi halinde bebeğin ölümüne yol açabileceğini kaydetti.</p>
<p>Abalı, sözlerini şöyle sürdürdü: &#8221;Gebelik döneminde, bir kadın ilk defa bu hastalığı geçiriyorsa, hastalığın bebeğe geçme şansı daha yüksek. Doğum zamanında bu yaraların ortaya çıkması normal doğumu zorlaştırır.</p>
<p>Çünkü yaralarla bebeğin teması, yaranın bebeğe geçmesine neden olur. Sezaryen yapılması uygun olabilir. Eğer bu hastalık bebeğe anne karnında bulaşırsa, sinir sistemini etkiler, gözlerde körlük, beyin iltihabı görülebilir. Bebek doğumdan sonra kısa dönem içinde bu hastalığı kaparsa, bebeğin ölüm riski yüzde 50&#8242;dir. Eğer erken teşhis edilirse bazı ilaçlarla kontrol altına alınabilir.</p>
<p>Abalı, hastalığın AIDS riskini de arttırdığını belirtti. Genital herpesin yakın temasla bulaşıcı bir hastalık olduğunu anlatan Abalı, konuşmasını şöyle tamamladı: &#8221;Hastalığın cinsel yolla bulaşıcılığı yaygındır. Bu hastalık, cinsel ilişki sırasında AIDS&#8217;in daha kolay bulaşmasına neden olur.</p>
<p>Çünkü açık yara HIV virüsünün daha kolay büyümesine yardımcı olur. Eşcinsellerin genital herpese yakalanma riski eşcinsel olmayanlara göre daha fazladır. Genital herpes eşcinsellerde daha sık görülür. Bunun nedeni cinsel alışkanlık, korunmasız ilişki ve partner sayısının fazla oluşudur.</p>
<p>Böyle kişiler risk altındadır. Hayat kadınlarında da sık görülür. Şüpheli cinsel ilişkisi olan partner sayısı fazla olan ve korunmasız cinsel ilişkiye giren kişiler riskin fazla olduğu gruplardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/kadinlar-bu-hastaliktan-utaniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balık depresyonu azaltıyor</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/balik-depresyonu-azaltiyor.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/balik-depresyonu-azaltiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 15:07:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[balık depresyonu azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[omaga 3]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6562</guid>
		<description><![CDATA[Yapılmış olan araştırmaların sonucunda balık tükettiğimiz zaman depresyon ve mutsuzluk veren hormonların etkisi azalıyor ve mutluluk veren hormonlarımızın etkisi çogalıyormuş. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi için yazımızın devamını okuyun.
Hamile kadınların doğum öncesi ve sonrası olası depresyon riskini önlemelerinin yolu, omega 3 içeren balık yemekten geçiyor.
Britanyalı araştırmacıların 11 bin 721 kadın üzerinde yürüttüğü bir çalışmanın sonucuna göre, hamile kadınlar gebelikleri sırasında ne kadar çok omega 3 yağ asiti tüketirse, hamilelik süresince ve doğumdan sekiz ay sonraya kadar gösterdikleri depresyon belirtileri de o kadar düşüyor.
Omega 3 asitleri en çok deniz ürünleri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6563" title="8" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/8-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Yapılmış olan araştırmaların sonucunda balık tükettiğimiz zaman depresyon ve mutsuzluk veren hormonların etkisi azalıyor ve mutluluk veren hormonlarımızın etkisi çogalıyormuş. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi için yazımızın devamını okuyun.</p>
<p>Hamile kadınların doğum öncesi ve sonrası olası depresyon riskini önlemelerinin yolu, omega 3 içeren balık yemekten geçiyor.</p>
<p>Britanyalı araştırmacıların 11 bin 721 kadın üzerinde yürüttüğü bir çalışmanın sonucuna göre, hamile kadınlar gebelikleri sırasında ne kadar çok omega 3 yağ asiti tüketirse, hamilelik süresince ve doğumdan sekiz ay sonraya kadar gösterdikleri depresyon belirtileri de o kadar düşüyor.</p>
<p>Omega 3 asitleri en çok deniz ürünleri ve aynı değerde besin içeren destekleyici ilaçlarda bulunuyor. Her ne kadar hamile kadınların, içerdiği civa nedeniyle balık tüketmesi sakıncalı bulunsa da, ton balığı, sardalya, som balığı ve ringa balıklarının hem omega 3 açısından zengin hem de civa açısından daha az riskli olduğu açıklandı.</p>
<p>Haftada iki-üç kez yenebilir</p>
<p>Çalışmayı yürüten Dr. Joseph R. Hibbeln, haftada iki ya da üç kez yenecek, toplam 340 gram kadar balığın hamile kadınlar için uygun miktar olduğunu söyledi.</p>
<p>Beynin yapıtaşları olarak görülen omega 3 asitleri, depresyonu engelleyen seretonin adlı kimyasalın üretimine destek oluyor. Omega 3 bu açıdan sadece hamile kadınlarda değil, depresyon geçiren herkes üzerinde etkili kabul ediliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/balik-depresyonu-azaltiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum tarihi ile hastalıkların ilişkisi</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/dogum-tarihi-ile-hastaliklarin-iliskisi.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/dogum-tarihi-ile-hastaliklarin-iliskisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 15:04:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[doğum tarihi ve hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğum tarihini etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[ilkbaharda doğan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6559</guid>
		<description><![CDATA[İlk baharda doğum yapan annelerin çocukları bazı hastalık veya sağlık sorunlarına yakalanıyor bunun ilişkisini veya ilgisini merak ediyorsanız yazımızın devamını dikkatlice okuyun.
İngiliz bilim insanları, ilkbaharda doğan bebeklerin astım, MS, şizofreni, otizm ve Alzheimer gibi hastalık ve sağlık sorunlarına yakalanma risklerinin sonbaharda doğanlara oranla daha yüksek olduğunu iddia etti.
Uzmanlar, bu durumun nedeninin annenin hamilelik sırasında maruz kaldığı güneş ışınları olduğunu belirtiyor.
Oxford Üniversitesi’nden Russell Foster, “Hangi ayda doğmuş olmanızın gelecekteki sağlık durumunuzu ya da ne kadar yaşayabileceğinizi etkileyebilecek olması tuhaf gelebilir ama gerçek bu” dedi.
ABD’de yapılan bir araştırma ise sonbaharda doğan bebeklerin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6560" title="7" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/7-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />İlk baharda doğum yapan annelerin çocukları bazı hastalık veya sağlık sorunlarına yakalanıyor bunun ilişkisini veya ilgisini merak ediyorsanız yazımızın devamını dikkatlice okuyun.</p>
<p>İngiliz bilim insanları, ilkbaharda doğan bebeklerin astım, MS, şizofreni, otizm ve Alzheimer gibi hastalık ve sağlık sorunlarına yakalanma risklerinin sonbaharda doğanlara oranla daha yüksek olduğunu iddia etti.</p>
<p>Uzmanlar, bu durumun nedeninin annenin hamilelik sırasında maruz kaldığı güneş ışınları olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Oxford Üniversitesi’nden Russell Foster, “Hangi ayda doğmuş olmanızın gelecekteki sağlık durumunuzu ya da ne kadar yaşayabileceğinizi etkileyebilecek olması tuhaf gelebilir ama gerçek bu” dedi.</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırma ise sonbaharda doğan bebeklerin ilkbaharda doğanlara oranla 160 gün daha uzun yaşadığına işaret ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/dogum-tarihi-ile-hastaliklarin-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Astım hakkında tüm sorular ve cevapları</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/astim-hakkinda-tum-sorular-ve-cevaplari.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/astim-hakkinda-tum-sorular-ve-cevaplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 15:04:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[allarjen]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astım bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[kronik rahatsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum yolu hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6556</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde pek çok kişinin yakalandığı bu hastalık hakkındaki tüm merak ettiklerinizin cevabı moda ve kadınların bu yazısında cevap buluyor. Sizde astımla ilgili merak ettiklerinizi öğrenmek için bu yazıyı dikkatlice okuyunuz.
Astım, solunum yollarının ataklar halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren kronik bir rahatsızlıktır. Astımda solunum yollarının şişmesi ve tıkaçların oluşması sonucu havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Ataklar sırasında öksürük, göğüste sıkışma hissi, solunumda hızlanma, hırıltı ve nefes darlığı olur.
Astımlı hastalar çevredeki birçok maddeye astımlı olmayanlara göre daha duyarlıdır. Bu uyarılar hastalarda hırıltı ve öksürüğe yol ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6557" title="6" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/61-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Günümüzde pek çok kişinin yakalandığı bu hastalık hakkındaki tüm merak ettiklerinizin cevabı moda ve kadınların bu yazısında cevap buluyor. Sizde astımla ilgili merak ettiklerinizi öğrenmek için bu yazıyı dikkatlice okuyunuz.</p>
<p>Astım, solunum yollarının ataklar halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren kronik bir rahatsızlıktır. Astımda solunum yollarının şişmesi ve tıkaçların oluşması sonucu havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Ataklar sırasında öksürük, göğüste sıkışma hissi, solunumda hızlanma, hırıltı ve nefes darlığı olur.</p>
<p>Astımlı hastalar çevredeki birçok maddeye astımlı olmayanlara göre daha duyarlıdır. Bu uyarılar hastalarda hırıltı ve öksürüğe yol açar.</p>
<p><strong>ASTIM AİLEVİ BİR HASTALIK MIDIR?</strong></p>
<p>Astım bazı ırsi faktörlerin ve çevre faktörlerinin etkisiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Ailesinde allerjik hastalık olanlarda astım görülme olasılığı daha fazladır. Bir ebeveyninde astım ve allerji öyküsü olan çocukta astım riski %33, her iki ebeveyninde astım ve allerji öyküsü olan çocukta astım riski %60’tır.</p>
<p><strong>HER ASTIMLI ÇOCUK ALLERJİK MİDİR?</strong></p>
<p>Allerjenler astım atağına neden olan faktörlerden sadece biridir. Astımı olan herkesin allerjik, allerjik olan herkesin astımlı olması gerekmez. Çocuklarda astımın %80’i allerjik nedenlere bağlıdır. %20’sinde ise allerjik bir etken gösterilemez. Erişkinlerde ise allerjik bir nedenin gösterilemediği astımlı vaka oranı çok daha yüksektir.</p>
<p><strong>Allerjen nedir?</strong></p>
<p>Kişide astım atağını başlatan faktörlerden biri de allerjenlerdir. Evde veya dışarıda birçok allerjen astımı başlatabilir. Bunların önemli olanları:<br />
- Polenler<br />
- Mantar sporları (küf)<br />
- Hayvan tüyleri<br />
- Ev tozu akarları<br />
- Hamamböceği<br />
- Bazı besinler: Süt, yumurta, fıstık, fındık, balık, buğday, soya gibi</p>
<p><strong>ÇEVRESEL FAKTÖRLER ASTIMA NEDEN OLABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Evet, bazı maddeler solunum yolunu tahriş ederek astım yakınmalarının başlamasına veya artmasına neden olurlar. Bunlar:<br />
- Kuvvetli kokular ve parfüm gibi spreyler, ev temizlik malzemeleri, yemek kokuları, boya ve cila kokuları<br />
- Kömür, tebeşir tozu, pudra gibi diğer kimyasal maddeler<br />
- Hava kirliliği<br />
- Sigara dumanı<br />
- Hava ısısı, basınç, nem ve rüzgar gibi hava değişimleri</p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA ASTIM HASTALIĞI TANISI NASIL KONUR?</strong></p>
<p><strong>Çocuklarda astım belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Çocuklar yakınmalarını belirtemediklerinden tanı daha çok anne ve babanın ifadesine göre konulur. Sürekli veya ataklar halinde gelen öksürük, astım için ipucu olmalıdır. Bunun dışında tekrarlayan hırıltı ve nefes darlığı astımı düşündürmelidir.</p>
<p><strong>Öksürük:</strong><br />
Astım öksürüğü kuru, inatçı ve tekrarlayıcıdır. Nöbetler halinde gelir, sıklıkla gece ve sabaha karşı başlayıp çocuğu uykudan uyandırabilir.</p>
<p><strong>Hırıltı:</strong><br />
Astımın en önemli bulgularından biridir. Özellikle nefes verirken göğüsten ıslık sesine benzer bir ses duyulur. Ancak her hırıltı astım değildir. Özellikle yaşamın ilk iki yılında bebeklerde solunum yolu infeksiyonları sıktır ve hırıltılı bir seyir gösterir. Bu nedenlerle, özellikle tekrarlayan hırıltılarda astım akla getirilmelidir.</p>
<p><strong>Nefes darlığı:</strong><br />
Sık nefes alma ve bebeklerde karnın, çocuklarda göğsün körük gibi inip kalkması ile kendini belli eder.</p>
<p><strong>Astımlı çocuğun muayene bulguları nelerdir?</strong></p>
<p>Astımlı çocuğun muayene bulguları astım atağı dışında tamamen normal olabilir. Ancak muayenede egzema, burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırıkla kendini belli eden allerjik nezle ve hırıltılı solunum olan çocuklarda astım akla gelmelidir.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı astımında en önemli risk faktörü nedir?</strong></p>
<p>Astım için bilinen en önemli risk faktörü allerjilerin varlığıdır.</p>
<p><strong>Çocukta allerjiyi tanıtıcı özellikler nelerdir?</strong></p>
<p>- Ailede özellikle anne-baba-kardeşlerde allerjik hastalık varlığı<br />
- Çocukta özellikle egzema ve allerjik göz ve burun nezlesi gibi diğer allerjik hastalıkların bulunması<br />
- Deri testleri veya bazı kan testleri ile allerjinin saptanmasıdır.</p>
<p><strong>ASTIM HASTALIĞI TANISI KOYARKEN HANGİ LABORATUVAR TETKİKLERİNDEN YARARLANILIR?</strong></p>
<p>- Allerjinin varlığını araştırmak üzere deri testleri veya bazı kan testleri<br />
- Soluk alıp-vermeyi sağlayan akciğerlerin solunum kapasitesini değerlendirmek üzere solunum fonksiyon testlerinin yapılması<br />
- Akciğer filmi çekilmesi<br />
- Astımın başka hastalıklardan ayırıcı tanısını yapmak için kan analizleri, boğaz veya balgam kültürü, ter testi, daha ayrıntılı görüntüleme yöntemleri gibi ek testler yapılması gerekebilir.</p>
<p><strong>HANGİ ÇOCUKLARDA ASTIM GELİŞME RİSKİ FAZLADIR?</strong></p>
<p>Bazı çocuklarda astım görülme riski diğerlerine göre daha fazladır. Birinci dereceden akrabalarında astım veya allerjik nezle olan çocuklarda, bebeklikte besin allerjisi veya egzeması olan çocuklarda ilerde astım gelişme riski fazladır.</p>
<p><strong>Astımlı çocuklar nelerden korunmalıdır?</strong></p>
<p>Astımlı hastalar sigara ile temastan, hava kirliliğinden, grip ve soğuk algınlığından, solunum yolunu tahriş eden maddelerden ve en önemlisi allerjenlerden korunmalıdır.</p>
<p><strong>Astımlıların en önemli düşmanı sigaradır</strong></p>
<p>Sigaranın başka odada içilmesi, hava filtrelerinin kullanılması sigaranın verdiği zararları önlemez. Sigaranın zararlarını önlemenin tek yolu tamamen dumansız bir ortam sağlanmasıdır.</p>
<p><strong>Astımlı çocukların hava yollarını tahriş eden diğer maddeler nelerdir?</strong></p>
<p>Bunlar arasında deodorant ve parfüm kokuları, keskin kokular ve yemek kokuları, deterjan ve boya kokuları, ani hava değişiklikleri ve özellikle katalitik sobalar sayılabilir.</p>
<p><strong>Astım ve grip</strong></p>
<p>Astımlı çocuklarda basit bir grip nefes darlığına yol açabilir. Bu nedenle astımlı çocuklar gribi olanlarla temastan kaçınmalıdır ve her sene Eylül-Ekim aylarında grip aşısı olmaları önerilir. Grip aşısı gribi tamamen engellemez ancak sıklığını ve şiddetini azaltabilir.</p>
<p><strong>Astım ve evcil hayvanlar</strong></p>
<p>Astımlı çocukların bir kısmında evcil hayvanlara karşı allerji vardır. Bu hastalarda tedavinin en önemli kısmı evcil hayvanı evden tamamen uzaklaştırmak ve evcil hayvanı olanlarla da temas etmemektir. Evcil hayvanlara karşı allerji olmasa da allerji gelişme riski nedeniyle astımlı hastaların hayvan beslemesi önerilmez.</p>
<p><strong>Mantar sporlarından (küf) korunmak için ne yapılmalıdır?</strong></p>
<p>Mantar sporları (küf) nemli ortamlarda çok iyi yetiştiği için özellikle allerjisi olanlar nem oranını azaltmaya özen göstermelidir.</p>
<p><strong>Polenlerden sakınılabilinir mi?</strong></p>
<p>Bazı allerjenlerden tam olarak sakınmak olası değildir. Bunların başında bitki polenleri gelir. Polen allerjisi olan hastalar da polen mevsiminde ev dışında az zaman geçirerek, evlerini kontrollü havalandırarak, pikniğe gitmeyerek kendilerini kısmen koruyabilirler.</p>
<p><strong>Hamamböcekleri astıma sebep olur mu?</strong></p>
<p>Evlerimizde baş etmekte sıklıkla zorlandığımız hamamböcekleri astıma yol açan en önemli allerjenlerdir. Bu nedenle etkin mücadele gereklidir.</p>
<p><strong>Ev tozu akarı ile mücadele</strong></p>
<p>Astımlı hastalarda en sık görülen allerji ev tozu akarı allerjisidir. Ev tozu akarı çıplak gözle görülmeyen, rutubetli ortamlarda halılarda ve kumaş kaplı mobilyalarda yaşayan canlılardır. Ev tozu akarları ile mücadelede ortamdaki nem miktarı azaltılmaya çalışılmalıdır, çünkü bu hayvanlar nem oranının %40’tan düşük olduğu ortamlarda yaşayamazlar. Astımı olan çocukların yatak odalarına hiç halı serilmemelidir. Yatak çarşafları her hafta en az 60 derecede yıkanmalıdır. Ev tozu akarına karşı alınacak en etkin önlem yatak yorgan ve yastıkların özel plastik kılıflarla kaplanmasıdır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA ASTIM TEDAVİSİNİN AMACI NEDİR?</strong></p>
<p>Temel amaçlar spor dahil normal yaşantının devam ettirilmesini sağlamak ve astım krizlerini önlemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için astım erken dönemde tanınmalı ve tedaviye erken dönemde başlanmalıdır. Astım kısa sürede gelip geçen bir hastalık değildir. Bu nedenle hastanın yakınması olmasa da düzenli doktor kontrolü gereklidir.</p>
<p><strong>Astım nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Astım tedavisinin üç ana prensibi vardır. Bunlar korunma tedavisi, ilaç tedavisi ve aşı tedavisidir.</p>
<p><strong>Korunma tedavisi nedir?</strong></p>
<p>Korunma tedavisi en basit ve en önemli tedavi şeklidir. İlaç gereksinimini de azaltır. Hastalar solunum yolunu tahriş eden maddelerden ve allerjenlerden sakınmalıdır.</p>
<p><strong>Astım ilaçları nelerdir?</strong></p>
<p>Astım ilaçları temel olarak iki gruptur: rahatlatıcı ilaçlar ve koruyucu ilaçlar. Rahatlatıcı ilaçlar sürekli kullanılmaz, öksürük hırıltı, nefes darlığı başlayınca verilir. Örneğin salbutamol, terbutalin, ipratropium vb bu gruptandır. Koruyucu ilaçlar ise astımın uzun süreli tedavisinde ve mutlaka düzenli olarak kullanılmalıdır. Bunlar arasında kortizonlu spreyler, montelukast, kromolin vb sayılabilir.</p>
<p><strong>ASTIM TEDAVİSİNİN YETERSİZ OLDUĞU NEREDEN ANLAŞILIR?</strong></p>
<p>Hastaların sık atak geçirmesi, öksürük ve hırıltı ile uyanması, egzersizle öksürük olması, egzersiz kapasitesinde kısıtlanma olması ve rahatlatıcı ilaç gereksiniminde artış olması astım tedavisinin yetersiz olduğunu gösterir. Bu durumda tedavi şeması tekrardan gözden geçirilmelidir.</p>
<p><strong>Astım yakınmaları alevlendiğinde ne yapılmalıdır?</strong></p>
<p>Astımlı hastanın yakınmaları alevlendiğinde ilk yapılması gereken rahatlatıcı ilacını yarım saat ara ile 3 kere almak olmalıdır. Eğer yakınmalarda düzelme olmuyor ise derhal doktora başvurulmalıdır. Akut astım atağı sırasında kısa süreli olarak ağızdan kortizon verilebilir. Bunun önemli bir yan etkisi yoktur.</p>
<p><strong>Astım atağında yararı olamayan uygulamalar nelerdir?</strong></p>
<p>Astım atağı sırasında yakınmalar alevlendiğinde antibiyotiklerin, allerji hap ve şuruplarının (antihistaminik), öksürük şuruplarının ve buharın yararı yoktur.</p>
<p><strong>Astım ilaçlarının yan etkileri var mıdır?</strong></p>
<p>Halk arasında sıklıkla astım ilaçlarının yan etkileri olduğundan korkulur. Önerilen doz ve sürelerde astım ilaçlarının önemli bir yan etkisi yoktur.</p>
<p><strong>Astımda aşı tedavisi</strong></p>
<p>Astım tedavisinde bir diğer seçenek ise aşı tedavisidir. Aşı tedavisi ancak seçilmiş bazı hastalarda düşünülmelidir. Koruyucu önlemler ve ilaç tedavisi ile yeterince düzelmeyen hastalarda aşı tedavisi düşünülebilir. Aşı uzun süreli bir tedavi şeklidir. Uygun kişiler tarafından yapılmaz ise yeterince etkili olmadığı gibi bazı yan etkileri de görülebilir. Bu nedenlerle aşı tedavisine yalnızca Allerji Uzmanları tarafından karar verilmeli, aşı tedavisi yalnızca Allerji Uzmanları tarafından başlatılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/astim-hakkinda-tum-sorular-ve-cevaplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Sürecinde Kafein Kullanımının Zararları</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/hamilelik-surecinde-kafein-kullaniminin-zararlari.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/hamilelik-surecinde-kafein-kullaniminin-zararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 21:31:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte kafein tüketiminin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik sürecinde kafeinin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[Kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kafein tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[kafeinin zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6475</guid>
		<description><![CDATA[Her anne bebeğinin doğduktan sonra tüm bebeklerden daha sağlıklı ve güzel olmasını istemektedir. Sağlıklı bir bebek içinse dünyaya getirmeden önce alınması gereken önlemlerin başında kafein gelmektedir. Sağlıklı bir bebek istiyorsak kafeini hayatımızdan çıkartmalıyız.
Çoğumuz kahve bağımlısıyız, kahve hayatımızın vazgeçilmezi belki. Ancak hamilelik sürecinde eğer ki karnınızdaki bebeğin sağlığını düşünüyorsanız mutlaka bu tür içeceklerden uzak durmalısınız.
Kafein, sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı fakat bağımlılık yapan bir maddedir. Kan içindeki ciddi miktardaki kafein alehte fiziksel reaksiyonlara sebep olabilir, kan içinde uzun süre kalır, vücuttan kolay kolay çıkmaz.
Kafein psikolojik olarak kendinizi gergin hissetmenize sebebiyet verebilir. Kalp ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6476" title="kahve-ve-kafein" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/kahve-ve-kafein-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Her anne bebeğinin doğduktan sonra tüm bebeklerden daha sağlıklı ve güzel olmasını istemektedir. Sağlıklı bir bebek içinse dünyaya getirmeden önce alınması gereken önlemlerin başında kafein gelmektedir. Sağlıklı bir bebek istiyorsak kafeini hayatımızdan çıkartmalıyız.</p>
<p>Çoğumuz kahve bağımlısıyız, kahve hayatımızın vazgeçilmezi belki. Ancak hamilelik sürecinde eğer ki karnınızdaki bebeğin sağlığını düşünüyorsanız mutlaka bu tür içeceklerden uzak durmalısınız.</p>
<p>Kafein, sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı fakat bağımlılık yapan bir maddedir. Kan içindeki ciddi miktardaki kafein alehte fiziksel reaksiyonlara sebep olabilir, kan içinde uzun süre kalır, vücuttan kolay kolay çıkmaz.</p>
<p>Kafein psikolojik olarak kendinizi gergin hissetmenize sebebiyet verebilir. Kalp atışınızı, kan basıncınızı ve terleme durumunuzu yükseltir. Bu şekilde düşük yapma ihtimalinizide yükseltmiş olur.</p>
<p>İdrar sökücü etkisi vardır, idrar ve ter şeklinde vücutta sıvı kayıplarına yol açar. Özellikle hamilelik sürecinde vücudun ihtiyacı olan suyu kaybettirerek neticesi kabızlıkla sonuçlanan daha kötü durumlarada neden olabilir. Hem bebeğiniz hem de sizin sağlığınız açısından tehlikeli bir durum ortaya çıkar.<br />
Kafein, hamilelik sırasında günde bir kereden fazla alındığı takdirde, mide bulantısı, baş dönmesi ve hatta zaman zaman solunum problemlerine neden olabilir. Aynı zamanda, dehidrasyon ve yorgunluğa neden olabilir.</p>
<p>Kafein, bebeğin kalp hızı artışına ve hiper aktif olmasına neden olabilir.Aynı zamanda bebeğinizin beslenme sürecinde bu olumsuzluk sürebilir. Kafein, gebelik sırasında bebeğin genel gelişimi etkileyebilecek gıda, kalsiyum ve demir emilimini engellemektedir.</p>
<p>Kafein, bebeklerde uyku bozukluklarına neden olabilir. Bir kadın hamilelik sırasında çok fazla kahve tüketirse, yeni doğan bebeğin, doğumdan sonra ilk birkaç günü boyunca uzun süre uyanık kalabilirsiniz. Kafein aynı zamanda annelerde uykusuzluğun ortaya çıkmasına neden olabilir. Mide ekşimesi ve asit birikimine de neden olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/hamilelik-surecinde-kafein-kullaniminin-zararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karın Düzleştirme Yöntemi</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/karin-duzlestirme-yontemi.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/karin-duzlestirme-yontemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 21:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[acısız zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[çabuk zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[diyetle kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetsiz zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç kullanmadan zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[kadın kolay yoldan zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[Karnı Düzleştirmenin Yolları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[kolay zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[kolayca zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama - Kilo alma]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için ne içmeli]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için ne yemeli]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için ne yenir]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için pratik bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak isteyenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6472</guid>
		<description><![CDATA[Milletimizdeki kadınların çoğunda bulunan bu karın şişliği veya karın sarkıntısı hastalığı yüzünden vücudumuz başkalarına kötü görünüyor ve kadınlar olarakta bundan çok şikayet edilir. Bu psigolojik sorunumuzu yenmemiz için farklı yöntemler uygulamaya konulmuştur, faydalı taraflarından da yararlanılmıştı. Fakat Aşağıda size paylaştığımız yöntemimiz, yine bir Karın Düzleştirme Yöntminden biri. Sıkı bir karın her zaman çekici ve alımlı görünmenizi sağlar.
1)Duruşunuza Dikkat
Ayakta dururken daha iyi bir duruş karın kaslarının doğru çalışmasını sağlar. Kulaklarınız omuz hizasında olmalı ve dizlerinizi kırmamalısınız. Omuzlarınızın ön kısmı askıya gömlek astığınız gibi düz olmalıdır. Öne doğru eğik durursanız kamburunuz çıkar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6473" title="23" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/231-150x120.jpg" alt="" width="150" height="120" />Milletimizdeki kadınların çoğunda bulunan bu karın şişliği veya karın sarkıntısı hastalığı yüzünden vücudumuz başkalarına kötü görünüyor ve kadınlar olarakta bundan çok şikayet edilir. Bu psigolojik sorunumuzu yenmemiz için farklı yöntemler uygulamaya konulmuştur, faydalı taraflarından da yararlanılmıştı. Fakat Aşağıda size paylaştığımız yöntemimiz, yine bir Karın Düzleştirme Yöntminden biri. Sıkı bir karın her zaman çekici ve alımlı görünmenizi sağlar.</p>
<p><strong>1)Duruşunuza Dikkat</strong><br />
Ayakta dururken daha iyi bir duruş karın kaslarının doğru çalışmasını sağlar. Kulaklarınız omuz hizasında olmalı ve dizlerinizi kırmamalısınız. Omuzlarınızın ön kısmı askıya gömlek astığınız gibi düz olmalıdır. Öne doğru eğik durursanız kamburunuz çıkar ve zamanla kalıcı olabilir. Ağırlığınızı topuklarınıza verin. Bu sayede hem düzgün bir duruşa hem de sağlıklı karın kaslarına sahip olacaksınız.</p>
<p><strong>2) Resmin Bütününü Düşünün!</strong></p>
<p>Karın kaslarınızı çalıştırırken vücudunuzun diğer bölümlerini ihmal etmeyin. Sıkı bir karın için örneğin sırt ve bel bölümünde bulunan kasların da durumu oldukça önemlidir. Ayrıca dengeli bir biçimde tüm vücudu çalıştırmazsanız karnınız sıkı ancak diğer yerler gevşek kalacaktır.</p>
<p><strong>3) Kano Dönüşü</strong></p>
<p>Dik durun, ayaklarınızı omuz hizasında ayırın. Ellerinizi birleştirin ve kürek çektiğinizi hayal edin. Sağ ve sol tarafınıza doğru birleştirdiğiniz ellerinizi kanoda oturur gibi kürek hareketini 20 kere yapın. Hareketleri yaparken derin nefes almaya dikkat edin.</p>
<p>Gergin bir karına kavuşmak hayal değil! İşte seksi bir vücut için vazgeçilmeziniz olacak ürünler!</p>
<p><strong>4) Kedi Tekmesi</strong></p>
<p>Ayaklarınızı birleştirip dik durun. Kollarınızı uçak kanatları gibi açın. Nefes verin ve aynı zamanda bacağınızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın. Kollarınız önünüzde paralel olrak durmalı. Her bir bacak için 20 kez aynı hareketi yapın. Bu sayede bu bölgede bulunan kaslarınızın çalışacak ve yağ yakımı artacaktır.</p>
<p><strong>5) Esneme</strong></p>
<p>Dik durun, topuklarınızı birleştirin ve ellerinizi karnınızın altında kilitleyin. Nefes verin ve kollarınızı esnetebildiğiniz kadar aşağı doğru itin. Aynı zamanda parmak ucunuza kalkmaya çalışın. Bu şekilde 10 kez aynı hareketi tekrarlayın.</p>
<p><strong>6) Yemenize Dikkat!</strong></p>
<p>Ne kadar egzersiz yaparsanız yapın, yediklerinize dikkat etmediğiniz takdirde karnınızı istediğiniz şekle sokamazsınız. Unutmayın mideniz karnınızda bulunuyor ve onun tıka absa dolu olması güzelliğinize gölgedüşürecektir.</p>
<p><strong>7) Gerçekçi Olun!</strong></p>
<p>Genleriniz vücudunuzun şeklinde önemli bir rol oynar. Ancak nasıl olsa ailemdeki herkes kilolu diye tatlılara hücum etmek de doğru değildir. İstediğiniz takdirde ve gerçekçi hedefler koyduğunuzda motive olduğunuzu ve çarpıcı bir vücuda sahip olmanın o kadar da zor olmadığını göreceksiniz.</p>
<div>
<strong>  8 ) Acele Etmeyin!</strong>Kimse bir günde muhteşem bir karına kavuşmuyor. Sabırla çalıştığınızda ve günde sadece 20 dakikanızı ayırdığınızda çok zaman geçmeden istediğiniz ölçülere ulaşacaksınız. Unutmayın! Her şeyin başı sabır…</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/karin-duzlestirme-yontemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Sivilce Tedavisi</title>
		<link>http://www.modavekadinlar.com/hamilelikte-sivilce-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.modavekadinlar.com/hamilelikte-sivilce-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 18:24:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[akne tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik sivilce tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[benzoil peroksit]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik akneleri]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik sivilceleri]]></category>
		<category><![CDATA[glikolik asit]]></category>
		<category><![CDATA[hamile bayanlar için sivilce tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[hamile bayanların sivilce sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik sivilceleri]]></category>
		<category><![CDATA[salisilik asit]]></category>
		<category><![CDATA[salisilik asit akne tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[salisilik asit sivilce tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[sivilceler için tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[sivilcelerden kurtulma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modavekadinlar.com/?p=6440</guid>
		<description><![CDATA[Cilt bakımına dikkat eden ve güzelliği konusunda hassas bayanların hamilelik sürecinde karşılaştıkları sivilce sorunu karşısında ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Bu durumlar için bu konuyu iyi okumanızı tavsiye ediyoruz.
Sivilceler neden hamilelik sürecinde gelişir?
Hamilelik sürecinde kadın vücudunda dirençsizlik ve hormonal dengesizlik durumu hakimdir. Gebelik sırasında vücudun androjenik hormon seviyesi yükselir. Androjenik hormonlar vücudun yağ bezlerinin yağ salgılamasını sağlar, nitekim vücut hamilelik sürecinde aşırı yağ salgılar ve hamile bayanlar sivilce sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar.
Hamilelik Durumunda Akne Tedavisi İçin Düzenli Cilt Bakımı Gerekir
Sivilceler ağırlıklı olarak hamilelik sürecindeki hormonal dengesizlik neticesinde oluşur ve uygulanacak tedavi öncesi kendiniz uygulayacağınız tedavilerin yanısıra ilk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6441" title="Hamilelikte sivilce" src="http://www.modavekadinlar.com/wp-content/uploads/2012/01/16-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Cilt bakımına dikkat eden ve güzelliği konusunda hassas bayanların hamilelik sürecinde karşılaştıkları sivilce sorunu karşısında ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Bu durumlar için bu konuyu iyi okumanızı tavsiye ediyoruz.</p>
<p><strong>Sivilceler neden hamilelik sürecinde gelişir?</strong><br />
Hamilelik sürecinde <a title="kadın" href="http://www.kadinay.net/" target="_blank">kadın</a> vücudunda dirençsizlik ve hormonal dengesizlik durumu hakimdir. Gebelik sırasında vücudun androjenik hormon seviyesi yükselir. Androjenik hormonlar vücudun yağ bezlerinin yağ salgılamasını sağlar, nitekim vücut hamilelik sürecinde aşırı yağ salgılar ve hamile bayanlar sivilce sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar.</p>
<p><strong>Hamilelik Durumunda <a title="Akne Tedavisi" href="http://www.kadinay.net/etiket/akne-tedavisi">Akne Tedavisi</a> İçin Düzenli <a title="Cilt Bakım" href="http://www.kadinay.net/etiket/cilt-bakim">Cilt Bakım</a>ı Gerekir</strong><br />
Sivilceler ağırlıklı olarak hamilelik sürecindeki hormonal dengesizlik neticesinde oluşur ve uygulanacak tedavi öncesi kendiniz uygulayacağınız tedavilerin yanısıra ilk olarak doktorunuza başvurmanız size ilk tavsiyemiz olacak. Ev yapımı ilaçlar elbette ki doğaldır fakat içerdikleri kimyasal maddeler sivilceler tetikleyici nitelikte olabilir.</p>
<p><strong>İyi Bir Tedavi Yöntemi: Salisilik Asit</strong><br />
Salisilik asit sivilcelere karşı etkili bir kimyasaldır. Gözeneklerin çok altına inebilir ve akneleri tedavi eder. Cildi yatıştırır ve tahrişleri önler. Ancak doktorlar aşırı miktarda salisilik asit içeren ürünleri hamilelik üzerinde çeşitli komplikasyonlar oluşturabilece nedeniyle kısıtlamışlardır. Fakat az miktarlarda salisilik asit içeren solisyonlar doktor kontrolünde kullanılmakta ve olumlu neticeler elde edilmektedir.</p>
<p><strong>Antibiyotikler:</strong><br />
Natibiyotikler akne tedavisinde sivilce bakterilerini önlemek için kullanılır. Güvenilirdirler fakat kimi türlerine dikkat etmek gerekir. Minosiklin, tetrasiklin ve doksisiklin gibi türlerinden kaçınmak gerekir. Bu tip antibiyotikler gebelik sürecinde çeşitli sorunlara neden olabilecek düzeydedir.</p>
<p><strong>Benzoil Peroksit:</strong><br />
Benzoil peroksit sivilcelere karşı tedavi edici bir başka ilaçtır. Hamile bayanlar üzerinde olumlu sonuçlar veren bu ilacı uygulamadan önce doktora danışılması tavsiye edilmektedir.</p>
<p><strong>Glikolik Asit:</strong><br />
Glikolik asit topikal krem niteliğinde olduğundan hamilelik sürecinde kullanılabilir. Glikolik asit ciltte çok az miktarda emildiğinden ve hamile bayanlar üzerinde herhangi bir yan etki yaratmayacağından doktorlar glikolik asitirahatlıkla tavsiye etmektedirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modavekadinlar.com/hamilelikte-sivilce-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

